|
Sınav
Heyecanı
Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya
kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel
değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık
durumudur.
Kişi duygusal ya da fiziksel baskı
altındayken ortaya çıkan bir tepkidir. Topluluk
karşısında konuşmaya başlayacağımız anda soluk alıp
vermemiz hızlanır, terlemeye başlarız, kalbimizin sesi
yavaş yavaş yükselmeye başlar. Bunlar hafif tedirginlik
duygusuyla bizi rahatsız eder. Aynı ya da benzer bizim
için önem derecesi yüksek bir sınava girerken de
yaşarız.
Genel olarak insanlar kaygıyı gelecekle
ilgili karamsarlık, başarısızlık, endişe, umutsuzluk,
karışıklık duygularıyla birlikte dile getirirler. Sınav
kaygısı da böyle başlar. "Sınavı kazanamazsam her şey
biter, hayatım mahvolur, herkese rezil olurum." Bunlar
her yıl milyonlarca genç insanın yaşadığı ya da
kafasından geçen düşüncelerdir.
Yaşam süreci boyunca bir takım iniş
çıkışlarımızın olması çok doğaldır. Bunlar gelip
geçicidir. Hayatımız boyunca bir çok sınavla
karşılaşacağız. Üniversite sınavı, bunlardan yalnızca
bir tanesidir. Bilgilerimizi iyi kullanabildiğimiz
sürece aşılmayacak sınav yoktur.
Bilimsel açıdan olaya bakıldığında, aşırı
olmadığı sürece, kaygı duymanın kişiyi motive ettiği
görülmektedir. Önemli olan eksiklerimizi ve bunları
giderme yollarını bulmak ve kaygının bireyi engelleyecek
kadar büyümesine izin vermemektir.
Kaygı ve Heyecan Nasıl Ortaya Çıkar?
Yaşamımız süresince karşılaştığımız her
durum için zihinsel şemalara sahibiz. Bu şemalara
uymayan durumlarla karşılaştığımızda kaygı yaşarız.
Gerçekçi olmayan düşünce biçimlerine
sahip olmak, her durumda olduğu gibi sınav karşısında da
gücümüzü, kendimize olan güvenimizi azaltır. Bu durum da
kaygıyı arttırır.
Kaygıya eğilimli ışık yapısı
(mükemmeliyetçi, rekabetçi) ergenlik çağı özellikleri
ile birleşince kaygı yoğunlaşır.
Sosyal çevrenin beklentileri ve baskısı
üniversiteye hazırlanan öğrencileri bunaltır. Bu durum
da kaygıyı ortaya çıkartır.
Bazı beslenme çeşitleri, kafeinli
içecekler gibi, kaygıyı arttırabileceği gibi, bazıları
da (vitamin içerenler) kaygının olumsuz etkilerini
azaltır.
Öğrenme ve Kaygı
Dünyaya geldiğimiz anda bir öğrenme
süreci içine gireriz ve bu süreç yaşamımızın sonuna dek
devam eder. Öğrenme, kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve
süregelen yaşamdan doyum alması için gerekli tüm bilgi,
eylem ve becerilerin kazanılması sürecidir.
Öğrenilenler, kişinin birikimini (potansiyelini)
oluştururken, öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik
kullanılması da performansı ortaya koyar. Başka bir
deyişle performans, kişinin akıl, duygu ve davranış
düzeyinde daha önceden kazanmış olduklarının, belli bir
durum ve belli bir zaman kesitinde, eylemsel olarak
ortaya konulan şeklidir. İnsanın performansının en iyi
olduğu durum, onun o alanda varolan potansiyelinin
tümünü eyleme dönüştürebildiği durumdur. Ancak çeşitli
iç ve dış etkenler nedeniyle gerçek potansiyelin
performansa dönüşmesi zaman zaman güçleşir. Bu
etkenlerden biri yüksek kaygıdır.
Öyleyse herhangi bir alanda başarılı
olabilmek için hiç kaygı yaşamamak mı gerekir?
Hayır!.. Her duygu gibi kaygı da kişinin,
yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum alabilmesi
için gereklidir. Öyleyse amaç, kaygıyı tümüyle ortadan
kaldırmak değil, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan
kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız
için kullanmaktır.
Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek
duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji
üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme
açısından yardımcı olur. Örneğin, bir konferans ya da
bir konuşma için yaşadığımız orta düzeydeki bir kaygı,
bu konuşmaya daha iyi hazırlanmamıza ve daha iyi bir
performans göstermemize yardımcıdır. Hiç kaygı
yaşamadığımız durumlarda ise, yapılacak olan işi elden
geldiğince iyi yapmak için içimizde bir istek
oluşmadığından sonuç genellikle olumsuz olur.
Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise,
kişinin, enerjisini verimli bir biçimde kullanması,
dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesi
engellenir. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve
istenen performansa erişemez.
Kaygımız yükseldiği anda bedenimiz bazı
sinyaller gönderir. Kalp atışlarında hızlanma, terleme
ya da üşüme, yorgunluk; solunumda güçlük, titreme, mide
ağrısı, baş ağrısı bunlardan bazılarıdır. Böyle
durumlarda kullanacağımız bazı yöntemler kaygının başa
çıkılabilir düzeye inmesi için bize yardımcı olabilir.
Sınav Heyecanı Nedir?
Sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav
sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan
ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav
heyecanı denir.
Sınav kaygısı ve heyecanı iki ayrı
boyutta ele alınabilir. Endişe performansa yönelik
zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz
düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur. Yoğun
Duygulanım kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu
bedenden gelen ve bedenin olağan işleyiş dengesi dışına
çıktığı mesajını veren sinyallerdir.
Aşağıdaki bölümde sınav kaygısı yaşayan
kişilerin, kaygının endişe ve duygulanım boyutlarını
nasıl dile getirdiklerini gösteren bazı ifadeler
bulacaksınız.
Endişe:
Bu sınavda başarılı olamayacağım.
Bu sınav sonunda her şey berbat olacak.
Sınıftaki herkes benden daha zeki.
Bu sınavda başarısız olursam not durumumu
bir daha asla düzeltemem.
Sınav sırasında bildiğim her şeyi
unutabilirim.
Kendimi yetersiz ve eksik görüyorum.
Evdekilerin yüzüne nasıl bakarım?
Yoğun Duygulanım
Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi
çarpıyor.
O kadar gerginim ki midem altüst olmuş
durumda.
Çok perişan bir durumdayım.
Bu sınava gireceğim için paniğe kapıldım,
elim ayağım birbirine dolaşıyor.
Kendimi bir sis bulutu içinde
hissediyorum, hiçbir şey bilmiyorum ve hatırlamıyorum.
Gözüm kararıyor, midem bulanıyor, soğuk
soğuk terliyorum.
Sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerin
sınav gününden önce ve sınav günü yaşadıkları belirtiler
arasında, uykusuzluk, gerginlik, çarpıntı, sinirlilik,
karamsarlık, kabus görme, korku, terleme, baş ağrısı,
karın ağrısı, solunumda güçlük, iştahsızlık, mide
bulantısı, bitkinlik, durgunluk gibi belirtilerle kötü
not alma v.b. endişeler yer almaktadır.
Öğrenciler, sınav için sınıfta beklerken
de ellerinde terleme olduğunu, kalplerinin çok hızlı
çarptığını, başlarının ya da karınlarının ağrıdığını
fark etmekte; ayrıca, gerginlik, sabırsızlık, el
titremesi, bütün bildiklerini unutma korkusu, kendine
güvende azalma gibi belirtiler yaşadıklarını da ifade
etmektedirler.
Sınav başladıktan sonra ise şu tür kaygı
belirtileri ortaya çıkabilir: Dikkati toplamakta, sınava
başlamakta, ve soruları anlamakta güçlük; bilinen bir
soruda hata yapma korkusuna bağlı yoğun heyecan, kötü
not alma beklentisi, öfke, düşünememe, sınavın kötü
geçeceğine inanma, sürenin yetmeyeceği düşüncesi, zor
gelen sorularda paniğe kapılma ve bazı fizyolojik
belirtiler. Öğrencilerin çoğu, bu endişelerin ve
fizyolojik belirtilerin sınavın ilk 30 - 40 dakikası
içinde daha yoğun yaşandığını, sınavın sonlarına doğru,
belirtilerin şiddetinde bir azalma olduğunu
belirtmektedirler.
Görüldüğü gibi, yoğun sınav kaygısı
içindeki kişiler, yalnızca bedensel bazı uyarımlar
yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda performanslarının
yeterliliği konusunda da yoğun bir endişe içine
girmektedirler.
Araştırmacılar, sınav başarısının
düşmesinde endişe faktörünün etkisinin, yoğun fiziksel
uyarıma oranla daha fazla olduğunu belirtmektedirler.
Çünkü sınav kaygısının sınav sırasında yarattığı olumsuz
ve kitleyici etkinin odağı dikkat mekanizmasıdır.
Kişinin, potansiyelini ortaya koyabilmesi için sınav
sırasında dikkatinin tümünü sınav sorularına yöneltmesi
gerekir. Ancak sınav kaygısı yüksek olan kişilerin
yaşadığı endişe, dikkatin bölünmesine ve sınavla ilgili
olmayan şeylere yönelmesine neden olur. Öğrenci,
dikkatini sınava vermekte güçlük çeker ve dikkat, sınav
soruları ile kişinin kendi performansına ilişkin yorum
ve değerlendirmeleri arasında bölünür. Bir süre sonra
öğrenci, dikkatinin çoğunu akademik başarısıyla ilgili
olumsuz yorum ve değerlendirmelere yöneltir.
Başarısından kuşku duyar ve diğerlerinin kendisinden
daha üstün performans göstereceğini düşünür. Böylece
sınava odaklanması gereken zihinsel enerji, hedefinden
uzaklaşıp, dağılır ve öğrencinin gösterdiği performans,
potansiyelinin çok altına düşer.
Sınav Heyecanı Yaşayan ve Bu Heyecanı
Yaşamayan Kişiler Arasında Ne Gibi Farklar Vardır?
Kaygı düzeyi normal olan kişiler sınav
durumlarını, başarılarının test edileceği bir fırsat
olarak değerlendirirken, kaygısı normalin üzerinde olan
kişiler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar.
Sınavla ilgili durumlarda kendileriyle olumsuz bir
diyalog içine girerler. Gerçek dışı ve karamsar bir
düşünce tarzını seçerler. Sınav öncesi ve sonrası
fizyolojik uyarım dereceleri aynı olduğu halde, normal
düzeyde kaygı yaşayan kişiler, bu uyarımı sınavda daha
fazla çaba göstermeye yönelik bir ipucu olarak
algılarken, kaygısı yüksek olanlar yaşadıkları endişe
yüzünden, bunu olumsuz bir durum olarak görmektedirler.
Buradan da anlaşılacağı gibi, endişe faktörünün (sınav
durumuna ve sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce,
inanç ve beklentiler) sınav başarısına olan etkisi,
uyarılma faktörünün (fizyolojik uyarım sinyalleri)
yarattığı etkiden daha fazla kitleyicidir. Yapılan
araştırmalar, sınav kaygısı yüksek olan kişiler için en
büyük sorunun, daha önce öğrenilenleri sınav sırasında
hatırlayamamak olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca,
kaygısı yüksek olan kişilerin kaygısı düşük olanlara
kıyasla ders çalışmaya daha çok zaman ayırdıkları
görülmektedir. Bu bulgular da sonuçtaki düşük
performansın, bu kişilerin ders çalışma sürelerindeki
yetersizliğe değil, olumsuz düşüncelerinin kendilerinde
yarattığı, başa çıkılamaz derecedeki kaygıya
bağlanabileceğini göstermektedir.
Nasıl Üstesinden Gelinebilir?
Eğer sınav öncesi, sınav sırası ya da
sınav sonrasında başa çıkamadığınız bir kaygı duygusu
yaşıyorsanız, düşünce tarzınıza ve kendinizle olan
diyalogunuza dikkat edin. Aşağıdakilere benzer ifadeler
kullanıyor musunuz?
Eyvah, yine sınav yaklaşıyor ve ben
çalışmamı yetiştiremeyeceğim.
Bu sınavda başarısız olacağım ve herkes
aptal olduğumu düşünecek.
Çalıştığım halde kendimi yeterli
görmüyorum.
Zaman kalmadı. Hiçbir şey bilmiyorum,
herkes çalışmasını bitirmiştir.
Sınav günü geldi ve ben çalışmış olsam da
nasıl olsa her şeyi birbirine karıştıracağım.
Eğer bu sınavda ortalamanın altında
alırsam her şey berbat olur, sınıfta kalabilirim,
atılabilirim, hayatım mahvolur.
Sınav soruları kolay görünüyor ama
herhalde bir şey bilmediğim için bana öyle geliyor.
Benden daha iyiler olduğuna göre neden
sınav kağıdını ilk ben veriyorum? Sorular bu kadar kolay
olamaz. Ben yanlış anlamış olmalıyım...
Eğer bu cümleler sizin kendinize sık sık
tekrar ettiğiniz ifadelere benziyorsa genellikle olumsuz
ve kendinizi yenilgiye uğratan bir düşünce tarzı
içindesiniz demektir. Büyük bir olasılıkla sınav
sonrasında kendinizi, bildiklerinizi yapamamakla,
dikkatsizlikle, süreyi iyi kullanamamakla ve doğru
yaptığınız soruları sonradan değiştirmekle suçlarsınız.
Bütün bunlar, gerçek dışı ve olumsuz beklentilerinizin,
potansiyelinizi kullanmanıza engel olması sonucunda
ortaya çıkar.
Öyleyse ilk yapacağınız şey, sınav
durumlarında kendinizle ne tür bir diyalog içinde
olduğunuza dikkat etmek ve bu diyalog esnasında
yakaladığınız olumsuz, gerçek dışı beklenti ve yorumları
değiştirmeye çalışmaktır. Örneğin, "bu sınavda başarısız
olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek" ifadesi
yerine, "başarısız olmak ya da olmamak benim elimde.
Şansım var, bunu kullanabilirim. Başarısız olsam bile bu
benim aptal olduğumu göstermez" şeklindeki bir ifade,
duruma daha gerçekçi bakmanızı sağlayacaktır. Ya da
karamsar falcılık yapıp, "eyvah yine sınav yaklaşıyor ve
ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim" diyerek, kendinizi bu
kehanete inandırmak yerine, şunu söylemeyi
deneyebilirsiniz: "Zamanı bir düşman gibi görüp onunla
savaşa girersem hem kendimi yıpratırım, hem de enerjimi
yanlış yönde harcamış olurum. Oysa önümdeki zamanı kendi
yararıma kullanmak benim elimde"... Kendinizle olan
diyalogunuzda, olumsuz ve kötümser düşünme biçimini
yansıtan "eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam
her şey berbat olur, sınıfta kalabilirim, atılabilirim,
hayatım mahvolur" gibi bir ifade kullanıyorsanız bunu
şöyle bir cümleyle değiştirebilirsiniz: "Bu sınavda
ortalamanın altında alacağımı nereden biliyorum? Ayrıca
bir sınavda ortalamanın altında not almak dünyanın sonu
değil. Bu sınavı hayatımın son şansı gibi görmekten
vazgeçmeliyim"... Yapacağınız şey, gerçek dışı, kötümser
ve karamsar düşüncelerinizi gerçek dışı bir iyimserliğe
dönüştürmek değil, yalnızca gerçekçi düşünmektir.
Unutmayın; başarıya ulaşmanın ilk aşaması, kişinin kendi
potansiyelini doğru değerlendirmesidir. Nelerin eksik
olduğuna ve neyi, ne kadar öğrenmeniz gerektiğine ancak
gerçekçi bir değerlendirme sonucunda karar
verebilirsiniz.
Kaygının zihinsel süreci olan "endişe"
ile başa çıkmak için gerçekçi ve olumlu düşünme biçimini
benimsemeye çalışırken, bedensel süreci olan "yoğun
uyarılma" ile başa çıkmak için de gevşeme egzersizleri
yapmayı deneyebilirsiniz. Eğer kendi zihninizin ürettiği
bu olumsuz düşüncelerin tutsağı olmaktan kurtulursanız,
endişelerinizin azaldığını ve artık bedeninizden gelen
sinyalleri de, eskisi kadar olumsuz yorumlamadığınızı
göreceksiniz. Ayrıca bunların, sınav öncesinden sınav
sonrasına doğru, aşama aşama kendiliğinden kaybolduğunu
fark edeceksiniz. |