REHBERLİK

<<< Rehberlik

GENÇLERLE SAĞLIKLI İLETİŞİM KURMANIN YOLLARI

Biz velilerle yaptığımız görüşmelerde “bazen çocuğumla oturup konuşamıyorum, bize hiçbir şeyini anlatmıyor” şeklindeki yakınmaları özellikle sınava hazırlık sürecinde çok sık duyuyoruz. Bu süreçte yaşanan iletişim kopukluğu anne–babanın ya çocuğunu hiç anlamamasına ya da yanlış anlamasına sebep oluyor. Aile; anne–baba ve çocuk üçgeninden oluştuğuna göre doğru iletişim kurmanın öneminden yola çıkarak iletişimdeki doğru ve yanlışlara birlikte bir göz atalım istedik. Genelde çocukluğu uyumlu geçen bir ergenin, bu yaşlarda tepkilerinde ve davranışlarında beliren değişimler pekçok velimizi şaşırtmakta ve çoğu zamanda çaresiz bırakabilmektedir. Oysa anne–babaların asıl beklentisi çocuklarının büyüdükçe uslanmaları ve daha az sorun çıkarmalarıdır. Bu dönemde yaşanan asilikler, öfke patlamaları, en ılımlı tepkilere alınan sert yanıtlar velilerimizin de elini kolunu bağlamakta ve “artık onu tanıyamıyorum” biçiminde ifadeleri doğurabilmektedir. Çocuklarının kendilerinden uzaklaştığını, hatta kendilerine olumsuz gözle baktığını farketmek pekçok velimizi üzmektedir. Bu dönemde öğütler, iyi niyetli sözlerin karşılığında gençten tepki alınmakta ve iletişim kopma noktasına gelebilmektedir.

İletişim en basit tanımıyla “bilgi üretme, aktarma ve anlamlandırma süreci”dir. Ayrıca karşılıklı alış–veriş sürecidir. Hepimizin kendisine göre kullandığı ve doğru olduğuna inandığı bir iletişime geçme yöntemi de bulunmaktadır.

İletişimde en önemli ve temel nokta “empati” dediğimiz kavramdır.

Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Yani kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilmek, onun gibi hissetmeye çalışabilmektedir. İnsanların birbiriyle, hatta bütün canlılarla empati kurmaları gerektiğini anlatan bir halk masalı vardır.

“Göğsü kınalı bir serçe varmış. Gök gürlediği zamanlar tir tir titreyerek yere yatar, gök yıkılmasın diye de ayaklarını havaya kaldırırmış. Bir yandan da “korkumdan kırk kantar yağım eriyor” dermiş. Bir gün birisi demiş ki “sen kendin beş dirhem gelmezsin; nerden oluyor da kırk kantar yağın eriyor?” Bunun üzerine serçe şöyle cevap vermiş; “Herkesin kendine göre dirhemi, kantarı var; siz ne anlarsınız” (Boratav, 1969).

Yukarıdaki masalda verilmek istenen mesaj şudur: Her insanın –hatta her canlının– olaylara kendine özgü bir bakış açısı vardır. Dışardan baktığımızda bunu göremeyiz ve bu yüzden de onun bazı davranışlarına anlam veremeyiz. Kendimizi karşımızdakinin yerine koyup olaylara onun gözüyle bakabilirsek, ancak bu durumda onun duygularını ve düşüncelerini anlamamız ve dolayısıyla da davranışlarına anlam vermemiz mümkün olur.

Bu masal, insanların empati kurmaksızın birbirlerini anlayamayacaklarını vurgulayan, kültürümüze ait önemli bir motiftir. Günlük yaşamda birbirimizle ne ölçüde empati kurduğumuz, şüphesiz ki tartışılabilir. Fakat yüzlerce yılda oluşmuş bir masalımız bize, birbirimizle empati kurmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.

İyi empatinin ön koşulu ise “dinlemek”tir. Önyargısız, eleştirmeden, müdahale etmeden dinleyebilmektir. Dinleme en önemli iletişim davranışıdır. Çünkü insanlar, ancak bir başkasını dinlerken kendilerini bulur, kim olduklarını anlarlar. Birbirimizi dinlemezsek ilişkiler gelişme potansiyelini ve kalitesini kaybeder. Ve ilginç olan, ilişki gelişmeyince ilişki içindeki insanlarda gelişmez. Kişi dinlemesiyle karşısındakini yaratır. Çocuklarımızı doğru anlayabilmek için etkin dinleme içine girebilmeliyiz. Etkin dinleme; çocuğun söylediklerine ayna tutup geri ileten bir tür sözlü tepkidir. Birisi sizi dinleyince size de onu dinlemek kolay gelir. Bu yüzden anne–babalar çocuklarını daha önce dinlemişlerse, çocuklarda anne–babalarını dinler. Çocuklarının kendilerini iyi dinlemediğinden yakınan anne–babalar, aslında çocuklarına dinleme konusunda iyi bir model olamamış olabilirler. Etkin dinleme, sorunu olan çocuğun kabul edildiğini ona iletmek için kullanılan bir araçtır ve bu kabul edilme çocuğun sorunlarını anlatıp kendi çözümünü bulabilmesinde onu yüreklendirir.

Kendinizi önemli hissetmeyi seviyor musunuz? Bir çok insan “kendini önemli hissetme” duygusundan hoşlanır ve bu duygu, insanın başarılara yönelmesinde çok güçlü bir motivasyon kaynağıdır. Bir insanın kendisini önemli hissetmesini sağlamanın pek çok yolu vardır. Ancak bunlar arasında en etkilisi, durup dinlemektir. Dinlemek, ama dinlemenin kurallarına uyarak, yukarıda da aktardığımız gibi etkin dinlemek, her şeyden önce çocuklarımıza “sen varsın, senin farkındayım, sen önemli ve özelsin, sana değer veriyorum” mesajını iletir. Bu mesaj kendi başına bile “güçlendirici”, “özgüveni artırıcı”, “kendine saygıyı destekleyici” bir işleve sahiptir. Ancak lütfen “dinliyor görünmeyin.” Gerçekten dinleyin.
Etkin dinleyebilmek için bazı noktalara dikkat edilmesinde yarar vardır:

- Öncelikle cevap vermeyi düşünmeden sadece “dinleyebilmek.”
- Mesajı tekrar etmek (zaman zaman çocuğunuzun konuşmalarındaki mesajı aynen tekrar edin.)

- Sözel olmayan işaretler kullanmak.
– Göz teması kurmak ve sürdürmek.
– Baş ile onay vs.

- Duyguyu kabul etmek
– Yargılamadan
– Ayıplamadan
– Savunmaya geçmeden
– “Anlıyorum” diyerek, duygusunu kabul etmek.

Empati kuramadığımız kişilere “öteki” diyebiliriz. Galiba bazen bizde kendi çocuklarımıza “öteki” gibi davranabiliyoruz.

Farkına vardıysanız genelde anne–baba olarak arkadaşlarımıza ve çevremizdeki diğer insanlara ayrı bir dil, çocuklarımıza ise ayrı bir dil kullanırız. Bir arkadaşımız bir tabak kırdığında “kaza oldu önemli değil, üzülme” biçiminde bir ifade takınırız da bunu yapan çocuğumuz olduğunda durum çok değişik olabilmektedir. “Eyvah en kıymetli tabağımdı. Niçin böyle sakarsın” gibi sözler söyleyebilmekteyiz.

– Çocuklarımızı bir birey olarak algılayabilirsek,

– Çocuklarımızın davranışlarının, bizimle ilişki biçimlerine bağlı olduğunu kabul etmeye başlarsak,

– Tüm sosyal ilişkilerimizdeki temel ilkeleri anlamaya başlarsak muhtemelen çocuklarımızla daha iyi bir iletişim kurabiliriz.

Peki bu sosyal ilişkilerimizdeki temel ilkeler neler kısaca bunlara bakalım :

Tutarsızlık İlkesi : Anne–babanın tutarlı olması bizim toplumca inandığımız bir kuraldır. Oysa çocukların davranışları anne–babaların duygularına göre bazen kabul edilip bazen kabul edilmeyebilir.

Sorunu Sahiplenme İlkesi : Pek çok anne–baba çocuklarının sorunlarını çözmeleri için onları yüreklendirmek yerine sorunları üstlenme tuzağına düşmektedir.

Anne–babalar çocukları sorunla karşılaştığında paketlenmiş çözümler verirlerse çocuklar anne–babalarına bağımlı olurlar. Sorun çözme becerisi geliştiremezler. Yeni sorunlarla karşılaştıklarında da anne–babalarına gelmeyi sürdürürler. Anne–babalar sorun kendisindeyken “bir sorunum var ve yardımını istiyorum” tavrında olursa; sorun çocukta olduğunda da farklı bir tavırla “bir sorunun var galiba yardımımı ister misin?” şeklinde bir yaklaşımla çocuklarına daha fazla yardımcı olabilirler.

İletişim çatışmalarını başlatan sorunların başında da iletişim kalıpları gelmektedir. Şimdi zaman zaman kullandığımız olumsuz iletişim kalıplarına ve iletişimi engelleyen noktalara bir göz atalım :

“Benim oğlum okulu bırakamaz, buna izin vermem” æÆ Emir verme, yönlendirme

“Ödevini yapmak için neden bir plan yapmıyorsun? æÆ Öğüt verme, çözüm getirme

“Üniversite mezunu lise mezunundan daha fazla değerlidir” æÆ Nutuk çekme

“Her zaman umut veren iyi bir öğrenci oldun” æÆ Övme
“Düşüncelerin yeterince olgun değil” æÆ Yargılama, eleştirme, suçlama

“Eğitimsiz ne yapacaksın, nasıl geçineceksin?” æÆ Sınama, soru sorma, sorgulama

“Yemekte sorun istemiyorum” æÆ Konuyu saptırma

Bu engellere baktığımızda çoğunun “sen” dili yüklü olduğunu görüyoruz.

– Yapma şunu

– Neden bunu yapıyorsun?

– Kötüsün

– Çocuk gibi davranıyorsun

– Daha çok çalışmasın

Görüyoruz ki burada kullandığımız ifadelerin hepsi “sen dili” yüklüdür. Ve genelde altta yatan şeyin suçlama olduğunu görüyoruz. Kurduğumuz cümlelere “ben dili” yani “ben” kelimesini kullanarak başlarsak, davranışın bizde yarattığı düşünce ve duygularımızı dile getirmiş oluruz. Tabi ki bu durumda konuşurken duyguların ne olduğunun bilinmesi gerekir. “Kızgın mıyım, korkuyor muyum, endişeli miyim? hangi duyguyu yaşıyorum?”

“Ben dili” bir insanın davranışının size sorun yarattığını ona iletmenin en iyi yoludur. Çünkü o kişinin kendisini suçlu ve aşağılanmış hissetmesini en aza indirir. Ama hiçbir zaman sorun yaratan kişinin davranışlarını değiştireceği anlamına gelmez. Bu nedenle çocuklarımızla konuşurken mümkün olduğunca BEN DİLİ ile konuşmaya çalışalım... En azından bu yolla onları yaptıkları üzerinde düşündürmüş oluruz, savunmaya geçmelerini engellemiş oluruz.

Kullandığımız ben dili tabi ki her zaman sorunları çözmede etkili olmaz. Bazen genç anne babasına sorun yarattığını bilmesine rağmen davranışından vazgeçemeyebilir. Bu duruma çatışma diyebiliriz. Çocuk kendi içinde bir çatışma yaşayabilir. Çocuğunuzla çatışma yaşarsanız nasıl bir yaklaşımda bulunabilirsiniz.
Çatışmaları Çözmenin - yöntemi :

Yöntem 1
Çocukla ana baba arasında bir çatışma çıkınca, ana baba çözümün ne olması gerektiğine karar verir ve bu çözümü çocuğunda kabul etmesini umar. Çocuk karşı koyarsa ebeveyn çocuğu güç ve otorite kullanmakla tehdit eder. ANA BABA KAZANIR ÇOCUK KAYBEDER.

Yöntem 2
Çocukla ana baba arasında bir çatışma çıkınca ebeveyn kendi çözümünü kabul etmesi için önce çocuğu ikna etmeye çalışır. Çocuk karşı gelirse ona boyun eğerek çocuğun istediğini yapmasına razı olur. Burada da ÇOCUK KAZANIR ANNE BABA KAYBEDER.

Yöntem 3
Ana baba çocuk arasında bir çatışma çıkınca ebeveyn ve çocuk her iki tarafında kabul edebileceği bir çözüm karşılıklı konuşularak bulunmaya çalışılır. Her iki tarafta çözüm önerileri getirir. En uygun olanına birlikte karar verilir. Güç kullanımı ve baskı yoktur. KAYBEDEN YOKTUR. İKİ TARAFTA KAZANIR.

Bu yöntemleri incelediğimizde taraflardan birinin kaybetmesi istenilen sonuç değildir. Önerimiz -. yöntemi kullanmaya çalışmaktır.

Tabii bütün bu iletişime yönelik durumların yanında özellikle çocuklarımızın bu dönemdeki geçiş süreçleri de işimizi oldukça zorlaştırmaktadır. Pek çok velimizden :

– Çok iyi anlaşıyorduk bu dönem her şey alt üst oldu.

– Ne söylesem yanlış anlıyor. İyi de söylesem kötü de söylesem kötü oluyorum.

– Arkadaşlarıyla çok fazla vakit geçiriyor benimle artık hiçbir şeyini paylaşmaz oldu.

– Tek işi giyinsin, süslensin, gezsin.

– Çok sinirli hiç yanına yaklaşılmıyor.

– Çok asileşti vb. sözleri duyuyoruz.

Gerçekten de bu dönemin genel özellikleri de bunlar zaten. Özellikle ergenlik döneminde gençte oluşan;

– Fizyolojik Değişim

– Psikolojik Değişim

– Kimlik oluşumu süreci, tüm yaşamını, dolayısıyla bizi ve bizlerle olan iletişimlerini de etkilemektedir.

Bu değişikliklere bir göz atarsak

Fizyolojik Değişimler : Boy uzaması, hormonal salgıların hızlanması, yağ bezlerinin çalışmaya başlaması, kollar ve bacakların uzaması, kıllanmanın başlaması, terlemelerin artması, ses değişiklikleri vb. değişiklikler yaşanır. Bu bedensel değişikliklere adapte olmak doğal olarak çok kolay olmamaktadır.
Bu nedenle oldukça huzursuzdurlar. Kendi bedenlerine yabancıdırlar. Kaygıları ve endişeleri artmıştır. Tedirgindirler. Beceriksizlik ve Tembellik bu dönemin en yaygın özelliğidir. Kendilerini sürekli yorgun hissederler. Kansızlık görülebilir. Bu nedenle sürekli yorgundurlar.

Psikolojik Değişimler : Çelişkili ruh halleri vardır. Konuşmak istemezler, yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. Anlaşılmadıklarını düşünürler. Aşırı derecede arkadaş bulma eğilimindedirler. Telefon sohbetleri bitmek bilmez. Evle ilgili sorumluluklardan şikayet ederler. Otoriteye karşı gelme, kurallara uymama başlar. Yoğun şekilde el şakaları yapabilirler. Çabuk mutlu olur çabuk öfkelenirler. Hayalperestlik başlar. Çekingenlik ve Güvensizlik bu dönemin önemli özelliklerindendir. Cinsellik merakları başlar. Kararsızlık hat safhadır. En fazla ihtiyaçları olan şey Zaman dır.

İç ve dış sorgulamaları fazladır. İç değerlerini keşfetmeye çalışır, iç muhasebe yapar. Dış sorgulamalarında kendi yaşıtlarıyla, grubuyla bulduğu değerleri karşılaştırır. Grup tarafından beğenilmesi, kabul edilmesi, inandığı kişiler tarafından onay görmesi oldukça önemlidir.
Kimlik Oluşumu : “Farklılığımı Kabul Edin” demeye başladığını hissedersiniz. “Size benzemeyen biri olacağım” biçiminde bir oluşum içindedir.

Anne–baba olarak yapmamız gereken en önemli şey nasihat vermemektir. Deneme yapmalarına izin verebilmeliyiz. Yaşayarak öğrenmek isterler. Her denemek istediği şeye nasihat ederek engel koyarsak gerekli durumlarda sınırlamakta güçlük çekeriz. Daha önemli konularda hiç yardımcı olamayız.

Onların genelde şikayetleri:

Çocuk yerine konma

Baskıcı tutum

Anlayışsızlık, hoşgörü azlığı

Kararlara katılmama, sorumluluk vermeme

Güvenilmemektir.

Bazı anne babalar normal ergen davranışlarını felaket habercisi olarak algılamakta, ergenlerin bugün nasıl davranıyorlarsa, bundan sonrada hep böyle davranacaklarını düşünmektedirler.

Bu dönem özelliklerini de önemseyerek gençlerle iletişimde bulunmak gerekmektedir. İletişimde değer aktarımını önemli kılan bir iletişim modeli kullanmak etkili olmaktadır. İletişimde değer aktarımı denince - farklı seçenek karşımıza çıkmaktadır.

1. Değer Azaltan İletişim

2. Etkisiz İletişim

3. Değer Arttıran İletişim
Değer Azaltan İletişim :
Karşısındakinin değerini azaltan tutum ve davranışları yansıtan iletişimdir.

– Senden zaten bu beklenirdi.
– Başaramayacağını biliyordum.
– Geçen defa da bunu yapmıştın.
– Bu kez nasıl olduysa becerdin.
– kafana iyice koy hiç değilse bunu atlama.
– Yine mi kilo aldın?

Bu tür iletişim değer azaltan iletişimdir. Annelerin, babaların bu tür iletişim kodlarını kullanmaları çocuklar ve gençler üzerinde “öz değer, özsaygı” kaybı ile sonuçlanır. İfade ettiği anlamlar :

Değer vermeme, önemsememe, işe yaramazlığı vurgulama, aşağılama olmaktadır. Oysa aynı konularda “değer arttıran iletişim” kurulabilir.

Değer Arttıran İletişim:

– Senden daha iyisi beklenirdi, yapabilirsin.
– Neden başaramadığını düşünmelisin, düşünürsen bulursun.
– Geçen defa ki yanlışı neden yapmış olabilirsin?
– Başardığını görüyor mu, başarmak senin elinde.
– Dikkat edince atlamayız, sende böyle yaparsın.
– Epeydir görüşmemiştik, nelerle uğraşıyorsun?

Aynı konuları ele alış biçimimize göre, karşımızdakinin değerini “arttıran” ya da “azaltan” biçimde iletişim kurmamız olanaklıdır.
Açıktır ki çocuğunuzla kuracağınız iletişim, “değer arttırıcı” olmalıdır. Bu biçimdeki iletişim hem iletişimi sürdürür, hem de çocuklarımızın öz değerini, özsaygısını yükseltir, bu da onlara öz güven kazandırır. Ne kadar umurlarında değilmiş gibi görünselerde ergenler anne babalarının kendileri hakkındaki ifadelerini önemserler. Daha da önemlisi anne babalarının kendileri için kullandıkları ifadeleri içselleştirirler. Bir öğrenci, annesinin ya da babasının kendisi için kullandığı “başarısızsın, senden adam olmaz” ifadelerini bir süre sonra “başarısızım, benden adam olmaz” şekline dönüştürebilir. Ebeveynin kullandığı bu cümleler genci incitir ve kendilerine verdikleri değer duygusunu da azaltır. Kasıtlı ve kötü niyetle söylenmese de bu tarz cümleler onları yaralayacak, öz güvenlerini ve kendilerine verdikleri değeri azaltacaktır. Saygı duyduğunuz bir makamdaki birinin sizi üzecek kelimeler kullandığı zaman neler hissedeceğinizi bir an durun ve düşünün. Muhtemelen bu durumu bütün canlılığıyla hatırlayacaksınız. Bu durum sizi incitmiştir, negatif duyguları en yoğun şekilde yaşatmıştır ve belki de hala sizi üzüyor olabilir.

Ne söylediğinizin ve bunu nasıl söylediğinizin farkında olmak, evde kullanılan yaralayıcı ifadeleri ortadan kaldırmanın anahtarıdır.

Günlük yaşamın yoğunluğu içinde her gün kendinizi iyi hissetmeniz olanaklı olmayabilir. Zaman zaman kendinizi kötü hissetmeniz doğaldır. Bu gibi zamanlarda insanlarla iletişiminize özellikle ağzınızdan çıkan kelimelere çok dikkat etmek gerekmektedir. Öfkeli olduğunuzda, kullandığınız dilin kontrolü için ufak bir uygulama yapabilirsiniz.

Kafanızın içinde bir trafik lambası olduğunu düşünün. Bildiğimiz - renkli trafik lambası, kırmızı ışık yandığında ne yaparız; dururuz. Sarı ışıkta hazır olur, yeşil ışıkta geçeriz. Öfkelendiğinizde bu ışıkları hatırlayın. Önce kırmızı ışığı yakın, yani durun. On beş yirmi saniyelik bir durma size daha mantıklı davranma konusunda önemli fırsatlar sunacaktır. Sonra sarı ışığı yakın, yani düşünün. Vereceğiniz tepkinin ya da söyleyeceğiniz sözün ne olması gerektiğini düşünün. Seçeneklerinizin neler olduğunu düşünün. En uygun olanı belirleyin. Sonra yeşil ışık; belirlediğiniz tepki biçimini hayata geçirin. Bütün bunlar için ihtiyacınız olan süre sadece -0-40 saniye olacaktır.

Etkisiz İletişim :

Etkisiz iletişim, içinde bir ileti bulunmayan dolgu konuşma ve davranışlarla gerçekleştirilir. Günlük konuşma biçimimiz bu türün örnekleriyle doludur:

– Nasılsın, nerelerdesin?
– Ne olsun idare ediyoruz.
– Hiç görüşemiyoruz.
– Bir akşam buluşalım da laflayalım.

Böyle sürüp giden bir diyalog, “dolgu iletişim” dir, hiçbir söz yanıt almak için söylenmemekte, söyleyenin bir mesajını da iletmemektedir. Ev içindeki konuşmaların önemli bir bölümü de böylesine “dolgu konuşmalardır” ve buna dikkat etmek gereklidir. Çocuklara sorulan “okulun nasıl gittiği?”, “derslerin nasıl olduğu?” gibi sorularda yanıtı merak edilerek sorulmamaktadır, karşılığı olan “iyidir” sözcüğü de anlamlı bir yanıt değildir. İLETİŞİMDE İNSANLARIN ÇOĞU DUVAR PEK AZI DA KÖPRÜ KURAR.

Günümüzde ergen bir çocuğu olan anne babaların sahip olması gereken en önemli becerilerden bir tanesi de “incinmemeyi öğrenmektir”. Ne tür bir kışkırtmayla karşılaşırsanız karşılaşın, serinkanlılığınızı koruyarak önce onu dinlemeye çalışmak ve kendinizi onun yerine koymak övgüye değer bir tutumdur. Çocuklarınız ile ilişkilerinizde öfke, hayal kırıklığı ve telaş gibi aşırı tepkilerden kaçınmak, profesyonel bir ebeveyn olmanın da gereğidir.

Bu dönemde anne–baba olarak gençlerle iletişim kurmanızı kolaylaştıracak önerileri sizlerle paylaşalım.

Zaman harcamak, ilgi göstermek, dinlemek : Çocuğunuzun ilgi alanlarına uyum sağlamak aslında o kadar zor değil. Şimdi lütfen kendinize şu soruları sorunuz :

- Çocuğum hangi etkinliklerle ilgili?

- Bunlar hakkında gerçekten ne düşünüyor?

- Gerçekten konuşmamız gereken konular neler?

Çocuğunuzu dinlerken kendinize değil, çocuğunuza odaklanın. Onu dinlemenize ihtiyaç duyduğunda, tartışmaya, yoruma, kendi görüşlerinizle karşılık vermemeye özen göstermelisiniz. Eğer içtenlikle dinlerseniz, çocuğunuzun da sizi içtenlikle dinleyeceği bir ortam yaratırsınız.

Açık bir amacınızın olması : Hepimiz geri almayı isteyeceğimiz şeyler söyleyebiliriz. Biz etkisini düşünene kadar, sözcükler ağzımızdan çıkıverir. İçimizi boşaltmakta geçici bir rahatlama duyarız. Ama ya sonrası...

Konuşmamızın bir amacının olması ve gençle iletişim kurarken bu amaç doğrultusunda konuşmak, konuşmanın uzayıp bir vaaz halini almasını engelleyecektir.

- Gençle kendisinden hoşnut kalması, sorun çözme becerisine güvenmesi için, onun özsaygısını geliştirmeyi amaçlayarak konuşabilirsiniz.

- Onu anlamak için ciddi bir çaba gösterecek kadar değer verdiğinizi hissettirecek şekilde dinleyebilirsiniz.

- Aynı görüşte olmasanız bile, söyledikleri ve hissettikleri şeylerin sizin için önemli olduğunu bilmesini sağlayabilirsiniz.

- Onun olumsuz davranışları ile ilgili kaygılarınızı kararlı ama aşağılamadan ve karşılıklı şikayette bulunmadan iletebilirsiniz.

İletişim engellerinden sakının : Her anne baba şu deneyimi yaşamıştır. Konuşma gayet yumuşak bir şekilde ilerlerken birden bire ters bir sonuca varılabilir. Gençlerin anne babalarının söylediklerine ve söyleyiş tarzına aşırı duyarlı oldukları bir gerçektir. Hafife alındıklarını, küçümsendiklerini, yargılandıklarını, kendilerine emir verildiğini hissettikleri anda bağlantıyı koparırlar.

Emir verme : İsyankar davranışa ya da misillemeye yol açar.

Uyarma, tehdit etme : Gücenme, kızgınlık, isyankarlık oluşturur.

Ad takma, gülünç duruma düşürme : Çocuğun kendini değersiz hissetmesine yol açar.
Tahlil, teşhis koyma : Tehdit ve tedirgin edici olabilir. Genç yanlış anlaşılma endişesi ile iletişimi kesebilir.

İncelemek, araştırmak, soruşturmak : Genç sorulara genellikle hayır demeye, yarı doğru cevaplar vermeye başlar ve ailenin endişelerinden doğan sorulara cevap vermeye çalışırken kendi sorununu gözden kaçırabilir.

Konu değiştirme işi alaya alma : Çocuğa sorunların önemsiz, saçma sapan ve geçersiz olduğu mesajını verir ve sorunları çözmek yerine kaçar.

Yetişkinliklerin % 90’ın da yukarda sözü edilen davranış özelliklerinin bulunduğu gözlenmiştir.

Şimdi size soracağımız soralar Evet–Hayır şeklinde cevap veriniz.

1. Çocuğuma hiç konuşma fırsatı vermeden bir dakikadan fazla konuşuyor muyum?

2. Onun ilgilendiği şeyleri dinlemekten çok kendimden ve ilgilendiğim konulardan söz ediyor muyum?

3. Çok da önemli olmayan konularda onun düşüncelerinin yanlış olduğunu belirtip düzeltiyor ve karşı çıkıyor muyum?

4. Gerçeği tam olarak öğrenmemin onun duygularını anlamaktan daha önemli olduğunu düşünüyor muyum?

5. Çocuğum kendimi her zaman haklı bulduğumu düşünüyor mu?

6. Ses tonumun sert ve kınayıcı olduğunu düşünüyor mu?

7. Kasıtlı ya da kasıtsız övgü sayılmayacak isimler takıyor muyum?

Yukarıdaki sorulara verdiğiniz cevaplar çoğunlukla evet ise bu durum gençlerle iletişim kurmakta neden zorluk çektiğinizi açıklayabilir.

1. Ben eğer keyifli günümdeysem önemli bir sorunum yoksa eşimle kavga etmemişsem vs. o gün bir çok davranışı kolay kabul edebilir hatta genellikle kızdığım bir davranışı görmezden gelebilirim.

2. Davranışların kabul edilip edilmemesi çocuğun yaşına ve cinsiyetine de bağlı olabilir. İki yaşındaki çocuğun parmağını emmesi kabul edilebilir ancak sekiz yaşındaki bir çocuk için bu davranış kabul edilmez.

3. Çevreye verdiğimiz önem davranışı kabul edip etmememizi etkiler. Örneğin evde çocuğumuzun bir davranışı yapmasına izin verirken başka birinin evinde daha özenli olmasını isteyebiliriz.

“Duygular çok alevlendiğinde mola vermek işe yarayabilir. Sinirlerinizin çok gerildiğini fark ettiğinizde konuşmayı daha sakin olduğunuz bir zamana erteleyin.

Kızgınlık ifadeleri genellikle sen diliyle ve karşındakini suçlayıcı bir ifade ile yapılır. Gün be gün tekrarlanan bu ifadeler gençlerin özgüvenini zedeler. Hatalı olduğunu fark ettiğinizde özür dileyin böylece çocuğunuzda kendi hatalı olduğu durumlarda sizden özür dileyecektir.

Çocuğunuza zaman yatırımı yapın : Çocuğunuzla birlikte zaman geçirmek önemlidir. Sıkışık programınız içinde zaman bulma konusunda sıkıntı yaşayabilirsiniz ancak önemli olan bu zamanın ne kadar uzun olduğu değil niteliğidir.

Duygularınızı Denetleyin : Hepimiz bazen aşırı tepki gösterebiliriz. Bir davranışı yorumlarken davranışların kabul edilip edilmemesi bizim kabul çizgimizin nerede olduğuna bağlı olarak değişir.

İnsanların iletişim kurmaya başladıkları ve iletişimi öğrendikleri yer ailedir. Aile içinde sağlıklı iletişim yaşamış bireyler sosyal ortamda da benzer yönde sağlıklı iletişim sürdürürler. Kendilerini rahat ifade ederler, sorunları varsa çözmeye hazırdırlar, karşılarındaki insanların duygu, düşünce ve davranışlarını anlamayı önemserler. İşte bu nedenlerle gençlerle kurduğumuz iletişimin gelecekle kurulan iletişim olduğunu unutmamak ve iletişim konusundaki eksiklerimiz üzerinde özellikle durmak gerekmektedir.

Anasayfa

Hakkımızda

Vizyonumuz

İlkelerimiz-Değerlerimiz

Neden Batı Akademi

Fotoğraf Galerisi

Basında Batı Akademi

Başarılarımız

Öğretmen Kadromuz

Çalışma Yöntemlerimiz

Kurs Programları

Yayınlarımız

Etkinliklerimiz

Sınav Sonuçları

Rehberlik

Velilere Yönelik Çalışmalarımız

İletişim

Yararlı Linkler

Duyurularımız

Kısa Mesajlar

Puan Hesaplama

On-Lıne Test


Adres
421. Sokak 22 Ümitköy/ANKARA
Tel
235 34 65 - 235 40 15

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

 

 

Site Tasarımı
cayyolum.com

Anasayfa | İlkelerimiz-Değerlerimiz | Neden Batı Akademi | Fotoğraf Galerisi | Basında Batı Akademi
Başarılarımız | Öğretmen Kadromuz | Çalışma Yöntemlerimiz | Kurs Programları | Yayınlarımız
Etkinliklerimiz | Sınav Sonuçları | Rehberlik | Velilere Yönelik Çalışmalarımız | İletişim | Yararlı Linkler
Duyurularımız | Kısa Mesajlar | Puan Hesaplama | On-Line Test